| TR9.Net |
|
| 08/09/2010 | |
Cumhurbaşkanlığı |
|
|
I. Cumhurbaşkanının Seçimi A. Cumhurbaşkanı Seçilme Yeterliliği Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği Anayasamızın 101’inci maddesinde düzenlenmiştir. 101’inci maddeye göre, “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından... seçilir”. Buna göre, Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğinin şartları şunlardır: 1. Türk Vatandaşlığı Cumhurbaşkanı olmak için gereken bir şart Türk vatandaşlığına sahip olmaktır. Milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin olarak vatandaşlık şartı hakkında yaptığımız açıklamalar burada da tekrarlanabilir. Çifte vatandaşlık, kanımızca Cumhurbaşkanı seçilmeye engel değildir. Keza, kanımızca, vatandaşlığın sonradan kaybı da Cumhurbaşkanı sıfatının düşmesi sonucunu doğurmaz. Bu konudaki tartışmalar için yukarıda milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin yaptığımız tartışmalara bakılabilir[1]. 2. Kırk Yaşını Doldurmuş Olmak Bu Cumhurbaşkanının “olgunluğunu” sağlamaya yönelik bir şarttır[2]. Anayasa kırk yaşını “doldurmuş” olmayı aradığına göre, bu yaşa girmek yetmez, bu yaşı bitirip 41 yaşından gün almış olmak gerekir. 3. Yüksek Öğrenim Şartı Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için “yükseköğrenim yapmış” olmak gerekir. Buna göre, ilkokul, ortaokul ve lise mezunları Cumhurbaşkanı olamazlar. Acaba iki yıllık meslek yüksek okulu mezunları, yahut bir dört yıllık bir fakültenin ilk iki yılını tamamlayıp ön lisans diploması alıp ayrılanlar “yükseköğrenim yapmış” olarak kabul edilip Cumhurbaşkanı adayı olabilirler mi? Kanımızca, “yüksek öğrenim”den ne anlaşılacağını 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre belirlemek gerekir. Yükseköğretim Kanunu, yüksek öğretimi ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora aşamalarına ayırarak düzenlemiştir. Buna göre, iki yıllık bir programı bitirip ön lisans diploması alanları da yüksek öğrenim yapmış olarak kabul etmek gerekir. Anayasa sadece yüksek öğrenimden bahsetmekte, lisans öğreniminden bahsetmemektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı harp okulları, akademileri, emniyet teşkilâtına bağlı polis akademisi mezunlarını da “yüksek öğrenim yapmış” kişi olarak kabul etmek gerekir. Çünkü bu kurumlar da Anayasanın 132’nci maddesine göre, bir “yükseköğretim kurumu”dur. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu böyle bir öğrenim şartı aramıyordu. Bu şart ilk defa 1961 Anayasası tarafından konulmuştur. Bu şartın konulmasındaki asıl neden, 1950-60 döneminde Cumhurbaşkanlığı yapan ve yüksek öğrenim görmemiş olan Celal Bayar’a duyulan tepkidir[3]. Gerçekten de, Temsilciler Meclisi görüşmelerinde, yüksek öğretim şartının konulması yolunda önergeyi veren Ahmet Karamüftüoğlu, “devletin reisi nasıl olur da tahsilsiz olabilir? Bunun acısını az mı çektik?[4]... Türk devletini temsil edecek adamda tahsil ve kültür seviyesinin aranması en masum ve haklı bir tekliftir”[5] diyerek önergesini savunmuştur. Kanımızca, Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği için böyle bir öğrenim şartının aranması makul bir şart olarak kabul edilemez. Bu şart, seçilme hakkının demokrasiyle bağdaşmaz aşırı bir sınırlandırılması niteliğindedir. İlkokul, ortaokul ve lise mezunlarının Cumhurbaşkanlığı görevini yapamayacakları, üniversite mezunlarının bu görevi daha iyi yapabilecekleri iddiası, ispatı mümkün bir iddia değildir. Bilindiği gibi, ülkemizde, Başbakanın ve bakanların üniversite mezunu olması şart değildir. Ülkeyi yönetme yeteneği ile öğrenim arasında bir ilgi gerçekten varsa, bu öğrenim şartını, sadece Cumhurbaşkanı için değil, başbakan, bakanlar ve milletvekilleri için de aramak gerekir. Keza, eğer öğrenim ile devlet yöneticiliği arasında doğru bir orantı varsa, Cumhurbaşkanı ve başbakan, bakan adaylarından lisans diploması değil, yüksek lisans ve doktora diploması da istenmelidir. Her halükârda bu düşünceler anti-demokratik düşüncelerden esinlenmektedir. Günümüzde Türkiye’de üniversite mezunlarının sayısı yinede nispeten artmıştır. Ancak 1960’lı yıllarda ülkemizde nüfusun çok az bir kısmının üniversite mezunu olduğu göz önünde bulundurulursa, bu şartın ne kadar sakıncalı olduğu ortaya çıkar. 4. Milletvekili Olmak veya Milletvekili Seçilme Yeterliliğine Sahip Olmak Anayasamızın 101’inci maddesine göre, Cumhurbaşkanı seçilebilmek için milletvekili veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak gerekir[6]. Genellikle bir yasama döneminde kimin milletvekili olduğu tartışmasız olarak bellidir. Bu nedenle bunun üzerinde durmaya gerek yoktur. Milletvekili seçilme yeterliliğinin şartlarını ise yukarıda milletvekillerini incelediğimiz bölümde gördük. Bu nedenle burada aynı şartları bir kez daha tekrarlamıyoruz[7]. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmayan ama milletvekili seçilme yeterliliğine sahip birinin Cumhurbaşkanlığına aday gösterilebilmesi “Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür” (m.101/2). 5. Daha Önce Cumhurbaşkanlığı Yapmamış Olmak Anayasanın 101’inci maddesinin son fıkrasına göre, “bir kimse, iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez”[8]. Bundan şu sonuç çıkmaktadır ki, bir defa Cumhurbaşkanı olan bir kimse, bir daha Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğini kaybetmektedir. Bu mutlak bir yasaktır. Araya zaman girse de Cumhurbaşkanı tekrar Cumhurbaşkanı olarak seçilemez. Diğer bir ifadeyle burada “arka arkaya iki defa seçilme yasağı” yok, iki kere seçilme yasağı vardır. B. Seçme Yetkisi Anayasamızın 101’inci maddesine göre Cumhurbaşkanı seçme yetkisi münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Cumhurbaşkanını seçme yetkisinin kime olacağı sorunu basit usûlî bir sorun değildir. Bu doğrudan hükûmet sistemi ile alâkalıdır. Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından değil de, halk tarafından seçilmesi, doğrudan parlâmenter sistemin terk edilmesi sonucunu doğurur. C. Seçim Usûlü Cumhurbaşkanının seçim usûlü Anayasanın 102’nci maddesinde tüm ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Seçim Süresi.- Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce veya Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama tarihinden otuz gün içinde sonuçlandırılır (Anayasa, m.102/2). Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir (m.102/2). Cumhurbaşkanı görev süresinin sona ermesi veya Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır (m.102/1). Oylama Usûlü.- Anayasamızın 102’nci maddesinin birinci fıkrasına göre, Cumhurbaşkanı “gizli oyla” seçilir. Bu nedenle, siyasî parti gruplarının, milletvekillerinin oylarını etkilemesi mümkün değildir. Oylamanın gizli olması, Cumhurbaşkanı adayının siyasî partilerden bağımsız olmasına da hizmet eder. Yeter Sayı.- Kural olarak Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir. Burada üye tamsayısı dendiğine göre, bu sayı, 550’dir. Ölenler, istifa edenler, milletvekilliği düşenler bu sayıdan düşülmez. Buna göre üçte iki çoğunluk 366 oy etmektedir. Turlar .- Anayasamız seçilmek için üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunu kural olarak kabul ettiyse de, bu çoğunluğa ulaşılamaması durumunda kilitlenmeyi önlemek için, ikinci, üçüncü ve dördüncü tur oylamalar yapılmasını öngörmüştür. Bu turlar arasında Anayasaya göre en az “üçer gün” olmalıdır (Anayasa, m.102/3). Birinci ve İkinci Tur Oylama.- Birinci ve ikinci tur oylamada Cumhurbaşkanı seçilmek için yeter sayı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisidir (m.102/3). Üçüncü Tur .- İlk iki tur oylamada çoğunluk sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir. Üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu, yani 276 oy sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Dördüncü Tur .- Üçüncü tur oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde, üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu turda da seçilmek için yeter sayı üye tamsayısının salt çoğunluğu, yani 276’dır. Dördüncü tur oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir (m.102/3). Bu hüküm 1961 Anayasası döneminde Cumhurbaşkanının seçilmesinde ortaya çıkan kilitlenmeden ders alınarak oluşturulmuştur. Bilindiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi 12 Mart 1980 günü Cumhurbaşkanı seçimlerine başlamış; ama 12 Eylül 1980 tarihine gelindiğinde hâlâ Cumhurbaşkanı seçememişti. 1982 Anayasasının öngördüğü seçimlerin yenilenmesi yaptırımı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinde “Demokles’in kılıcı” gibi sallandığından, Meclisin Cumhurbaşkanı seçememesi ihtimali çok azdır. Zira, milletvekilliklerinin sona ermesini istemeyen milletvekillerinin salt çoğunluğu şu ya da bu şekilde dördüncü tura katılan iki adaydan biri üzerinde toplanacaktır. Bu hüküm, 1982 Anayasasının öngördüğü kriz giderici hükümlerden biridir. Görüldüğü gibi, 1982 Anayasası kriz giderici tedbirler almakla birlikte, Cumhurbaşkanının seçimi için “üye tamsayısının salt çoğunluğu” kuralından vazgeçmemiştir. Dördüncü turda, en çok oy alan adayın Cumhurbaşkanı seçilmesi görüşü kabul edilmemiştir. Anayasa, devleti temsil edecek kişinin hiç olmazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyunu alması gerektiği fikrine sadık kalmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Cumhurbaşkanı seçme kararı bir parlâmento kararı niteliğindedir. II. Cumhurbaşkanlığı Görevinin başlaması ve sona ermesi Görev Süresi.- Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır. Anayasanın 101’inci maddesine göre, “Cumhurbaşkanı yedi yıllık bir süre için seçilir”. Yine aynı madde, “bir kimsenin iki defa Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini öngörmüştür”. Şimdi, Cumhurbaşkanının göreve başlamasını ve bu görevin sona ermesini görelim. A. Göreve Başlama Cumhurbaşkanının göreve başlamasını görmeden önce görev süresi dolan eski Cumhurbaşkanının durumuna bir göz atmak uygun olur. 1. Görev Süresi Dolan Cumhurbaşkanının Durumu Anayasamız eski Cumhurbaşkanının görev süresi daha dolmadan, yeni Cumhurbaşkanının seçilmesini mümkün kılan süre ve usûlleri öngörmüştür. Pratikte de, daha eski Cumhurbaşkanının süresi dolmadan yeni Cumhurbaşkanı seçilmektedir. Ancak, yeni Cumhurbaşkanının seçiminin uzaması ve dördüncü turda da yeni Cumhurbaşkanı seçilememesi nedeniyle Meclisin seçimlerinin yenilenmesi ihtimali vardır. Bu durumlarda, normal görev süresi biten eski Cumhurbaşkanı görevde kalır mı? Yoksa yerine vekili, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı mı bakar? Anayasamızın 102’nci maddesinin son fıkrası bu soruya açıkça şu cevabı vermiştir: “Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder”. Oysa 1961 Anayasası döneminde Cumhurbaşkanının görev süresi bitince, yerine Cumhuriyet Senatosu başkanı vekalet ederdi. 2. Göreve Başlayıncaya Kadar Cumhurbaşkanı Seçilen Kişinin Statüsü Anayasamız Cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamak amacıyla, “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer” demektedir (m.101/son). Bu fıkra ne zaman hüküm doğurur? Cumhurbaşkanı seçimi, görevdeki Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından birkaç hafta önce sonuçlanabilir. Bu durumda, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin hangi tarihte partisiyle ilişiğinin kesileceği ve milletvekilliğinin düşeceği tartışması ortaya çıkabilir. Anayasamızda bu konuda açıklık yoktur. Ancak, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin henüz göreve başlamadığına göre, onun tarafsızlığını sağlamaya yönelik bu fıkranın derhal hüküm doğurmaması gerekir. Kanımızca, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisi ile ilişiği Cumhurbaşkanlığı görevine başladığı tarihte kesilir. Keza milletvekilliği sıfatı da Cumhurbaşkanlığı görevine başladığı tarihte sona erer. Milletvekilliği sıfatının daha önce sona erdiği kabul edilirse ortada izahı güç bir boşluk ortaya çıkacaktır. Cumhurbaşkanı seçilen kişi, göreve başlayıncaya kadar geçecek birkaç haftada milletvekilliği statüsünden mahrum kalacaktır. Bu malî, hukukî ve cezaî bakımdan farklı sonuçlar doğurur. Örneğin bu dönemde Cumhurbaşkanı seçilen kişinin yasama dokunulmazlığı olmayacak mıdır? Bunun herhangi bir makul nedeni yoktur. Ancak uygulama ters yönde olmuştur. Kenan Evren’in görev süresinin sona ermesinden otuz gün önce başlayan seçimin üçüncü turunun yapıldığı 31 Ekim 1989 günü İstanbul Milletvekili Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Turgut Özal’ın aynı gün milletvekilliği sona ermiştir. Oysa Özal, Cumhurbaşkanlığı görevine Evren’in görev süresinin tamamlandığı 9 Kasım 1989 günü başlamıştır[9]. 3. Andiçme Anayasamızın 103’üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer: “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 122’nci maddesine göre, yeni Cumhurbaşkanının andiçme töreni Eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu gün yapılır. Yine aynı maddeye göre, Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından başka bir sebeple boşalmışsa, andiçme töreni, seçimden hemen sonraki oturumda yapılır. Cumhurbaşkanının Genel Kurula nasıl alınacağı ve hitabet kürsüsünde nasıl andiçeceğine ilişkin usûl İçtüzüğün 122’nci maddesinde ayrıntılarıyla düzenlemiştir. 4. Göreve Başlama Anı (Görev Süresinin Başlangıç Anı ) Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı sıfatını hangi anda kazanır? Yani hangi anda göreve başlamış sayılır? Diğer bir ifadeyle yedi yıllık sürenin başlangıç anı nedir? Yukarıda da belirtildiği gibi, Cumhurbaşkanı seçilen kişi seçilir seçilmez bu göreve başlamaz. Zira eski Cumhurbaşkanının görev süresi daha dolmamıştır. Yeni Cumhurbaşkanının seçilmiş olduğu bir durumda, eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasıyla, yeni Cumhurbaşkanı otomatik olarak Cumhurbaşkanlığı sıfatını kazanmış olur mu? Yoksa Cumhurbaşkanlığı sıfatı yemin ile mi kazanılır? Yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü andiçme gününü eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu gün olarak tespit etmektedir. Bu bakımdan genelde bir uyuşmazlık olmaz. Ancak çeşitli nedenlerle (hastalık vs.), yeni Cumhurbaşkanı andiçmeye gelememiş olabilir. Bu durumda Cumhurbaşkanlığı sıfatını kazanmış mıdır? Bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Zira Anayasamızın 103’üncü maddesinin yazılış tarzı (Cumhurbaşkanı görevine başlarken...), andiçmenin göreve başlamanın bir şartı olduğu izlenimini vermektedir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının göreve başlama anı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda andiçmenin bittiği anı kabul etmek gerekir. Eski Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı sıfatı da bu an sona erer. B. Cumhurbaşkanlığı Görevinin Sona Ermesi Halleri Şimdi Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdiren halleri görelim. 1. Sürenin Dolması Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdiren normal hal Cumhurbaşkanlığı süresinin dolmasıdır. Yukarıdaki açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere eski Cumhurbaşkanı yeni Cumhurbaşkanı seçilen kişinin Türkiye Büyük Millet Meclisi huzurunda andiçmeyi bitirdiği ana kadar görevde kalır. Ancak Cumhurbaşkanının normal görev süresi olan yedi yılın ne zaman biteceğininin de hesaplanması gerekir. Çünkü Anayasaya göre yeni Cumhurbaşkanı seçimlerine bu sürenin dolmasından otuz gün önce başlanır. Keza Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 122’nci maddesine göre, yeni Cumhurbaşkanının andiçme töreni eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu gün yapılır. O nedenle eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu günü tespit etmek gerekir. Yedi yıllık sürenin hesaplanmasında, idare hukukundaki süre hesaplama kurallarından hareket edebiliriz[10]. Süre “yıl” olarak tespit edildiğine göre, yedi yıllık süre, andiçmenin yapıldığı yıldan sonraki yedinci yılda, andiçmenin yapıldığı güne rastlayacak gün saat 24.00’de sona erer. Örneğin, dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 16 Mayıs 1993 günü andiçip göreve başladığına göre, görev süresi 16 Mayıs 2000 günü saat 24.00’da sona erer. 2. Çekilme (İstifa) Anayasanın 106’ncı maddesinde Cumhurbaşkanının “çekilme” hali öngörülmüştür. Yani, Cumhurbaşkanı da, kişiliğine bağlı bir hak olan, “istifa etme” hakkını kullanabilir. Anayasanın 106’ncı maddesi “çekilme”yi bir “Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması sebebi” saymıştır. Anayasanın 102’nci maddesi de, “Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanacağını” öngörmüştür. Keza, 106’ncı madde, bu durumda yeni Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının Cumhurbaşkanlığına vekalet edeceğini ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanacağını öngörmüştür. 3. Ölüm Anayasanın 106’ncı maddesinde Cumhurbaşkanının “ölüm” hali öngörülmüştür. Cumhurbaşkanının ölmesi, bir “Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması sebebi”dir. Anayasanın 102’nci maddesi de, “Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanacağını” öngörmüştür. Keza, 106’ncı madde, bu durumda yeni Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının Cumhurbaşkanlığına vekalet edeceğini ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanacağını öngörmüştür. 4. “Başka Bir Sebeple” Cumhurbaşkanlığı Makamının Boşalması Bu “başka bir sebep”, Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı görevini ifa etmesini sürekli olarak engelleyecek herhangi bir neden olabilir. Örneğin Cumhurbaşkanının iyileşmesi mümkün olmayan akıl hastalığına düşmesi ya da iyileşmesi mümkün olmayan ve Cumhurbaşkanının vazifesini yapmaya engel teşkil eden bir hastalığa yakalanması örnek gösterilebilir. Uygulamada Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel , 1966 yılının başlarında komaya girmiştir. Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Ankara Hastanesi hekimlerinden oluşan ve kendisine “Müşterek Sağlık Kurulu” ismi verilen bir Kurul, Cemal Gürsel’in 47 günden beri komada bulunduğunu ve o günkü tıp olanaklarına göre komadan çıkmasının mümkün olmadığına ve keza devlet başkanlığı görevini ifa etmesinin tıbben mümkün olmadığına dair bir rapor düzenlemiştir. Bu rapor, Başbakanlık tezkeresiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Bu tezkere ve tezkereye bağlı olan rapor, 28 Mart 1966 tarihinde Meclis başkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde okutturulmuştur. Bu durumda, Cumhurbaşkanlığı makamının “başka bir sebep” ile boşaldığı varsayılarak Cevdet Sunay aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhurbaşkanı seçilmiştir[11]. Cumhurbaşkanının şahsı bir anayasal makamdır. Böylesine önemli bir kişinin hastalığı sebebiyle Cumhurbaşkanlığı makamının boşaldığına karar verilmesi haliyle çok önemli bir konudur ve kötüye kullanılmaya müsaittir. Bu nedenle, böyle bir durumda hangi usûlün izleneceğinin Anayasa tarafından belirtilmesi yerinde olurdu. Örneğin Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanı görevinin sona ermesine yol açan rapor, kuruluş tarzı bakımından hiçbir anayasal ve yasal dayanağı olmayan bir kurul tarafından düzenlenmiştir. Bu raporun Başbakanlık tezkeresiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmesi Meclis Başkanının da bunu okutturması, eski Cumhurbaşkanının görevinin sona ermesi sonucunu doğurmuştur. Sağlık nedeniyle görevini sürekli olarak ifa edememe durumunda Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması usûlü Anayasada düzenlenmediğine göre kanunla düzenlenmelidir. Bu konuda yetkili sağlık kurulu olarak Adlî Tıp Kurumuna görev verilebilir[12]. Adlî Tıp Kurumunun raporundan sonra, Cumhurbaşkanlığı makamının boşaldığına Anayasa Mahkemesi karar verebilir. Keza Adlî Tıp Kurumu raporundan sonra Cumhurbaşkanlığı makamının boşaldığına karar verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine de verilebilir. Bu konuda bir içtüzük değişikliği yapmak uygun olabilir. Her halükârda, bir sağlık kurulu raporuyla yetinilmemesi ve bir anayasal organın karar vermesi uygun olur[13]. 5. Vatana İhanet ile Suçlandırılma Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdiren nedenlerden biri de, vatana ihanet ile suçlandırılma olabilir. Anayasamızın 105’inci maddesinin son fıkrası “Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır” demektedir. Bu durumda Cumhurbaşkanını yargılayacak makam, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesidir (Anayasa, m.148/3). Ancak “vatana ihanetten dolayı suçlandırma”nın, yani Yüce Divana sevk kararının, keza, Yüce Divanda Cumhurbaşkanının yargılanmasının ve mahkûm olmasının, Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdirip erdirmediği konusunda Anayasada bir hüküm yoktur. Ancak genelde, Meclis tarafından Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığından düşmüş sayılacağı kabul edilmektedir[14]. Burada genellikle, Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevki ile bakanların Yüce Divana sevki arasında benzerlik kurularak sonuç çıkarılmakta ve denmektedir ki, meclis soruşturması sonucunda Yüce Divana sevk edilen bakan, nasıl bakanlıktan düşmüş sayılıyorsa (m.113/3), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından vatana ihanetten dolayı suçlandırılıp Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının da Cumhurbaşkanlığından düştüğü kabul edilmelidir[15]. Kanımızca, burada açıkça “kıyas” yapılmaktadır. Kamu hukukunda kıyas çoğunlukla geçerli değildir. Kamu hukuku yetkileri, verilmiş yetkiler olduğuna göre, bunlar mahiyeti gereği istisnaî yetkilerdir. Böyle yetkiler, kıyas yoluyla genişletilemez. Vatana ihanetten suçlandırılan bir Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevk edilmesi durumunda, Cumhurbaşkanının görevinin sona erdiği fikri makul ve mantıklı bir fikirdir. Ancak, bir fikrin “makul ve mantıklı” olmasından bir hukuk kuralı çıkarılamaz. Zira, pozitivist hukuk anlayışında[16], hukuk kuralları beşerî iradeden kaynaklanır, bir şeyin kendi “rasyonalite”sinden değil. Böyle bir sonucu kabul etmek için, tabiî hukuk anlayışına[17] veya post-pozitivist bir anlayışa[18] sahip olmak gerekir. Sonuç olarak, kanımızca, vatana ihanet suçlandırmasıyla Yüce Divana sevk edilen bir Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığının sona erip ermediği konusunda Türk hukuk düzeninde bir norm yoktur. |
|
| Copyright © 1997 - 2007 TR9.NET | |
| Sitede 10 Ziyaretci Var |